BAŞBAKANIN BURSA MİTİNGİNE DAİR...

23 Ağustos 2013 Cuma 10:14

"Suriye'yi unutmayın! Mısır'ı unutmayın!"

Geçtiğimiz hafta Çevre ve Şehircilik Bakanlığının 'Kentsel Dönüşüm' projesi bağlamında Bursa'da tertiplediği bir organizasyon vardı. 
17 Ağustos depreminin sene-i devriyesine denk getirilen bu etkinlik Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın katılmasıyla dev bir mitinge dönüştü.
Etkinliği mitinge dönüştüren, şüphesiz ki, Başbakanın Mısr'daki gelişmelere yönelik önemli açıklamalar yapacağı bilgisi idi. 

Mısr'daki alçak darbe nedeniyle bütün İslam dünyasında darbecilere ve bu darbeyi görmezden gelmek bir yana hararetle olumlayan Batı'ya karşı müthiş bir öfke gelişmişti malum.
Bursalılar bu bilinçle doldurmuşlardı alanı...
Rivayet muhtelif...
60 bin diyen de vardı katılanlar için 70 bin diyen de...
Kemiyet planındaki bu tartışmalar bir yana alanı dolduran insanlar bu alana ne için geldiklerini çok iyi biliyorlardı.
Bu kanaate nereden mi vardım?
Başbakan alana gelmeden 2 saat önce başlayan ve tabir yerinde ise ve kelimenin tam manasıyla bardaktan boşanırcasına yağan ve aralıksız bir saat süren yağmura rağmen hiç kimsenin alanı terk etmemesinden...
İnsanlar, iliklerine kadar ıslanmış olsalar bile Başbakanı dinlemek ve onurlu bir duruşu yerinde görmek istiyorlardı. 
Bu yüzden yağmur olumsuz bir gelişmeye neden olamadı. 

Bu yazı, açık söylemek gerekirse bir 'miting izlenimi' yazısı değil. 
Fakat gelişmeler öylesine enteresandı ki, bu notları aktarmamak haksızlık olurdu.

Başbakanın konuşması iki açıdan çok önemli idi.
Birisi, 'Kentsel Dönüşüm' adı verilen ülkenin yeniden imarı meselesine dairdi ki, 
biz de bu husun altını ısrarla çizmiş ve 'dikey değil, yatay şehirleşme' olgusuna dikkat çekmiştik, çeşitli vesilelerle.
Başbakan bu hususa dair konuşurken mot a mot bu ifadeleri kullandı.
Bursa'nın tarihi vasfına dikkat çekti ve Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar'a hitaben, "Kibrit kutusu gibi binalar istemiyorum. Bursa'da Osmanlı ve Selçuklu mimarisi hakim olmalı! Dikey değil yatay! Bizim, tarihe karşı sorumluluğumuz var ve bu sorumluluğu ihmal edersek, Osman Gazi'nin huzuruna çıkamayız!" diyerek bu meseleye dair yaklaşımını çok net bir biçimde ortaya koydu.

Doğrusunu isterseniz bu ifadeler beni hem çok heyecanlandırdı ve hem de çok mutlu etti.
Zira Bursa'da bulunduğum neredeyse 20 yıl süresince hep bu hususun altını çizdim ve bizim medeniyetimizin adeta gökleri fethetmeye yeltenen yüksek katlı bina yanlışlığına kurban verilmemesi gerektiğini her vesile ile dile getirdim. 
Sözümüz aşağı katlarda dikkate alınmadı ne yazık ki... 
Ama ne zaman ki, başbakan bu işe el attı, işte o an ümitlerimiz bir kez daha yeşerdi.
Sayın Başbakan bu hususta öylesine kararlıydı ki, Van'daki gayretlerini ödüllendirmek için Bursa'ya atadığını açıkça ifade ettiği yeni Bursa valisi Münir Karaloğlu'nu bu işi takiple görevlendirdi ve bunu tüm Bursalıların gözleri önünde yaptı. 
Bu husus meselenin birinci önemli tarafı idi...

Gelelim diğer önemli noktaya.
Başbakanın Mısr konusuna dair yaptığı çok önemli konuşmaya yani...

Baştan sona hasbi bir konuşmaydı tanıklık ettiğim.
Gönlümün en derunundaki hisleri terennüm ediyordu Sayın Başbakan...
Reel politik kaygıları, pragmatizmi, oportünizmi çöpe atan muhteşem bir konuşma da diyebiliriz buna. 
Konuşmanın hemen başında, özellikle de sosyal medyada çok etkileyici bir biçimde öne çıkan 'Rabia' işareti yapması, hem izleyicileri hem bizi coşturmaya yetmişti. 
Bursalılar ellerindeki 'Rabia' işaretli dövizleri kaldırarak mukabele ettiler başbakana.
Her sözünü teheyyüçle alkışladılar ve bu tavırlarıyla da Başbakanla berber olduklarının mesajını verdiler bütün ülkeye ve dünyaya...

Doğrusu görülecek manzaraydı. 
Halk, 'Kentsel Dönüşüm'le falan ilgili değildi açıkçası.
Herkes yürekleri dağlayan katliamlara, dağları titreten haksızlığa itiraz eden yegane başbakan olarak kayıtlara geçen Tayyip Erdoğan'a 'Allah razı olsun!' sadedinde mukabele etmek için oradaydı. 
Hepimiz, her cümlenin sonunda öyle dedik zaten:
"Allah razı olsun!"
"Allah bu bilinci başımızdan eksik etmesin!"
"Allah reel politik kaygılarla yarın endişesine kapılan safdillere de bu bilinci ihsan etsin!"
 Böyle dua ettik alandaki insanların samimiyetine katkıda bulunarak.

Başbakan, konuşmasında sık sık; "Suriye'yi unutmayın! Mısr'ı unutmayın!" diyordu.  
Elhak!
Türkiye halkı, birçok hususta mazlumlara en halis, en cömert ve en delikanlı desteği vermesiyle bilinir.
Saraybosna'ya, Çeçenistan'a, Afganistan'a vesaire... 
Mısr meselesinde de çok iyi bir duruş gösterdiğimizi rahatlıkla söyleyebiliriz ama ne yazık ki, Suriye meselemizde çok da istenen tavrı sergilediğimiz söylenemez.
Başbakan bunun acısını ve eksikliğini hissederek ve altını çizerek söylüyordu:
"Suriye'yi unutmayın!"
"Yoksa Osman Gazi'nin huzuruna çıkmaya yüzümüz olmaz!"

Evet aynen böyle idi.
Konuşma bitti. etkinlik bağlamında açılışlar yapıldı, sunucu, artık rahatlıkla miting diyeceğimiz toplantıya katılan Bursalılara teşekkür edip programı sonlandıran cümleler sarf ederken Başbakan, beklenmedik bir şekilde; "Dur bakalım!" dedi ve mikrofonu bir kez daha aldı. 

"Ey Bursalılar! Suriye'yi unutmuyoruz! Mısr'ı Unutmuyoruz! Somali'yi unutmuyoruz! Afganistan'ı unutmuyoruz!..."
Evet, neredeyse tüm mazlum coğrafyalardaki Müslüman halkları tek tek saydı.

Boğazıma düğümlenen hıçkırığa inat 'Eyvallah!' derken, bütün bu etkinliklerin asıl maksadının bu 'hatırlatma' olduğunu gayet iyi anlamıştım. 

Eyvallah ki, bütün kalbim ve hissiyatımla...
  

YAZARIN DİĞER YAZILARI

RÖPORTAJ

KÖŞE YAZARLARI

Tüm Yazarlar

MEDYA POLEMİK

ANKET

HAVA DURUMU

5 günlük hava durumu

DÖVİZ KURLARI

  • DOLAR

    TL

  • EURO

    TL

  • ALTIN

    TL

  • IMKB

Bursa Web Tasarım